7 Ağustos 2011 Pazar

Ne Olurdu?



-Tek gülen sen değilsin ya
Gülerim, güler.
Tek giden sen değilsin ya
Özlerim, geçer.-
kadar kolay olsaydı keşke.
Sen yine soluma yatsaydın
Ben yine sana baksaydım
Sen hep solumda yatsaydın ne olurdu?
Ben hep yine sana baksaydım?
Birlikte söylediğimiz İstanbul şarkılarıyla doğsaydı hep yeni gün.
Tren istasyonları özlem olmasaydı.
Raylar yerine kollar sana uzansaydı..
Ne olurdu?
İstanbul şahit olmasaydı,
Duvarlar, yataklar şahit olmasaydı konuşmalarımıza.
Da.
Yanımda olsan.
Ne olurdu?
Ben bunları yazmasam.
Hissetsem de sana baksam.
Sen hiçbir şey yapmasan.
Da.
Yanımda olsan.
Ne olurdu?
Vedalaşmadan çıksan o kapıdan,
Çok geçmeden eve dönsen,
Ne olurdu?
Hisleri bildiğin gibi,
Hissedebilsen.
Ne olurdu?
Ben bir şey istemem.
Yalnızca aynı şehir de solusak şu havayı,
Bir de yakından bakabilsem hep sana,
Ne olurdu?

11 Temmuz 2011 Pazartesi

Birisine

Garip duygu,
Gündüzleri de birini düşünebiliyor olmak.
Uzun zamandır yaşamadığımdan garipsedim belkide.
Ama bu her neyse beni endişelendiriyor.
Bazen nefesini hissedesim geliyorken,
bazen de sus hep uzak kal istiyorum.
Bir garip hallerdeyim sevdiceğim.

Bak gördün mü? ‘sevdiceğim’ dedim.
İşte bu !
Endişelendiren bu.
Mide kasıntılarım var benim kelebek değil onlar.
Yanlış anlama sen çok iyisin.
Yalnızca; kötü olmayacağının ya da kötü olmayacağımızın bir garantisi yok.
Buda endişe oluyor sanırsam.
Yani sezgi meselesi.
Neyse.
Bom.
Bok.
Um.

Gözde Özhan

18 Haziran 2011 Cumartesi

Zarar tablosu.

-Değişmeyen tek şey değişimdir.-  
Ben artık değişmek istemiyorum!
Her insan kadar ben de kendimi tanıyamıyorum.
Büyüyoruz.
Şu geçen seneki kimdi diyorum mesela. 
365 gün..
Bir şey kattı, bir şey azalttı..

Ve başka birini yarattı.

Şimdilerde daha ciddiyim,
Kendim dışında kimseye güvenmiyorum,
Hala merhamet var ama sınırlarım keskinleşti,
Büyüyorum ve bundan hoşlanmıyorum,
Daha yalnız,
Daha standart,

Daha başkası.
Özümü bulamıyorum.
Beni ben yapan şeyleri yitirerek büyüdüm çünkü. 

Sabah uyandığımda;
Kedimin yanağımdan bir ısırık alışıyla gözlerimi açmış olmuyorum.
Haftasonu olmasına rağmen annemi göremiyorum.
Babannemin koynuna girip onu koklayamıyorum.
Sevdiğim adamla elele istiklalde yürüyemiyorum. 

Bu senenin zarar tablosu bu sanırım.
Ben başka bir Gözde..
Eminim memnun olmadınız,
Çünkü ben de. =)

O bazen döner.

O bazen döner.

Yollar hep uzundur, giden gidebildiğince gider.
Ama gönlünün labirentlerinde boşadır bu kürek çekmeler.
Beklemek.
Beklemek neydi sahi?
Hiçbirimiz beklemiyoruz aslında.
Nefes alıyoruz baksana ! 
Yada bekliyoruz.
Gönül labirentinde onu görebilmek için sabit duruşumuzdur beklemek.
Labirent kadar uzun, karmaşık, korkunç..

Bir gün bakarsın gelen yok, nasıl biri gelecekti unutursun..
Nasıl bir surattı gelecek olan?
Nasıl kokardı teni?
Neyiydi beni böyle labirentlere mahkum eden?
Unutursun..

Sadece bir silüettir belki aklında kalan, senin yanıbaşında duran.
O derece unutursun.

Ve yine bir gün gelir, o gelir..
Afallarsın, şaşarsın..
Silüet gittikçe yakınlaşır,labirentleri devire devire.

Kalakalırsın. 
Kırıpdıyamazsın. 
Konuşamazsın.
Tanıyamazsın.
Tekrarlayamazsın. 

Çünkü; 
           Artık, 
                       Yalnızsın.

Sıkıntı.

Bir sıkıntı var.
Ansızın gelen...
Geçmiş özleminden.
'Eskiler güzeldi, eskiden güzeldi'
Bir yıl, on yıl sonra
Güzel olacakk günler mi bu günler? Düşünüyorum...
Gemisiz bir liman, yolcusuz bir han kadar yalnızım.
Zamanında ; gemi de oldum, yolcu da.
Ama ne limanı ne hancıyı böylesine bekletmedim.
Sizde özlediniz mi?
Güzel günlerimizi? Yükselen o kahkahaları...
Sahi.. Özlediniz mi?
Ben gizleyemem duygularımı... Çok özledim.
Görüşelim diyemem.
Yerleşti yalnızlık bana, gitmiyor.
Istenmeyen misafir artık, beni yabancılaştıran.
Bu suratı sevmiyorum artık.
Ne gamzelerim çıkıyor ne gözlerim ışıldıyor.
Değiştim. Sevdiğim giysiler bile dar geliyor.
Sağdaki duvar, tepemdeki çatı gibi.
Evet işte bunu merak ediyorum daha çok değişebilecek miyim?
Bu yalnızlığı, dar gelen şu dört duvari özleyebilir miyim?
O değil de..
En çok merak ettiğim;
Yeniden sevebilir miyim??

Bazen diyorum ki.

Bazen diyorum ki.

Ne kadar boş yaşıyorum, yaşıyoruz.
Yaşam nasıl bir şey ?
Neden yaşıyoruz? Neden varız?
Soracak o kadar sorum var ki tanrım..

Hiç birine cevap vermiyorsun.
Unuttun çoğumuzu, hissettirmiyorsun.
Okumak istediğim yüzlerce kitap,
İzlemek istediğim yüzlerce film,

Gitmek istediğim yüzlerce şehir,
Ve sevmek istediğim milyonlarca insan var oysa.
Hiçbir şey mümkün değil.

Mümkün olan nedir?
Aldığım nefes, boşa attığını hissettiğim kalbim mi?
Eğer öyleyse istemiyorum.
Hayır oyun bozan değilim.
Sadece ciddi, sebep aradığım şeyler işte.
Mutluluk nedir?
-Artık sadece çikolata.

Anılar her daim acıtırken, gelecekten bir şeyler bekliyoruz?
Yine acıtsın diye mi? Saçma !
Ruhsuz sözler, cümleler.

Şiirsellik arıyor insan, düşünmek, hissetmek, anlam yüklemek, sevmek için.
Yazıyorum ama okuyan yok, okusalar ne anlarlar meçhul..
En ciddi ölüm, en gerçek yalnızlık.
Alkol.. Uyuşmak için oldukça iyi.
Oysa şimdilerde sevmediklerimizle sevişmemizde yardımcı oluyor.
E tabi biraz gülüp, ağlıyoruz o kadar kasmışız ki.
Bir şişeye muhtaç olduğumu düşünüyorum.
Kedimi daha çok özlüyorum…
Büyüyorum ve bundan nefret ediyorum.
Oysa hep büyümek istememiş miydik?

Yeni insanlar tanıyıp yeni yalnızlıklar tadıyoruz.
Ve her seferinde terk ediliyoruz.
Konuşmanın, düşünmenin kısıtlandığı bir ülke.

Hislerin, özün unutulduğu bir dünya.
Sıkıcı değil mi?
Evet öyle.
Neyse.
Sebep arayanlar için sebepsiz yazdığım bir yazı.
Bitti, Bu kadar.

9 Haziran 2011 Perşembe

Bence yaz..

Zor nefes alım mevsimi başlamıştır !
Suni teneffüs zamanı !
Her şeyi bir yana bırakıp yaşamak lazım belki.

Teneffüs zili çalmış çocuklar misali koştura koştura inilmeli merdivenlerden..
Heyecanla tutulmalı yarin elinden ve öpülmeli en ince yerinden.
Tıkandığında; bir gülücük, bir nefes yetebilmeli.

Yalnızlar için ise hayat zor.
Yani benim için de.

Orman kenarındaki yolları geçmek lazım hızla,
Onu fark etmeli,
Dikenlere ve üzerindeki toza rağmen
Nazikçe koparılıp, üfleyip, tadına doyulmalı.

Evet bence aşk yazın böğürtlen gibi.
Hızla bakarız insanlara,
Hızlı geçeriz yanlarından, yeşillikler gibi.
Ama sonra bir anda fark ederiz.
O; hem tatlı, hem ekşi.
İlle bir yaz tadılmalı.
O an tadını çıkarmazsanız,
Eve gittiğinizde çoktan suyu çıkmış olabilir.
Benden söylemesi !

10 Mayıs 2011 Salı
















Merhaba baba’annem’..
Meleğim..
Çok oldu sana yazmayalı.
Sürekli aklımdasın oysa çok konuşuyorum seninle, duyuyorsundur belki..
Sen bana cevap veriyor musun?
Ben duyamıyorum seni,
Sadece hissediyorum.
Kalbimde, burnumun direğinde, burnumda tüten her neyse işte orada.
Yazamıyorum sana,
Çünkü susuyorum, susarak özlüyorum..
Sen gittiğinden beri öylesine doluyum ki neyi kime nasıl anlatacağım inan bilmiyorum.
Büyüdüm, küçüktüm sana göre oysa.
Yoksun ya işte daha bir gerçekçi büyüdüm.
Acıyla, özlemle ne yazık ki yokluğunda bir kez daha büyüdüm..
Sensizliğe ne kadar küçüktüm oysa ve sensizken nasıl küçülüyorum bir bilsen..
Annemi daha çok sevmek istiyorum, olmuyor sen kadar değil.
Kim sevilir ki sen kadar?
Hangi emek veren ?
Kimse.
Özlüyorum işte kısaca.
Anlatamayacak kadar, yazamayacak kadar.
Kimselerin göremeyeceği, anlayamayacağı kadar içimde.
Bir iç çekiyorum ölümün gerçekliğini hissettikçe,
Bir anı, bir türküye sarılıyorum sen’li düşlere dalıyorum.
Yanımda oluyorsun, gülüyoruz.
Keşke yine olsa be Mari..
Yanımda olsan kızsan, kötü bir şey yapsan ama yanımda olsan..
Varlığını bilmemek, görmemek çok kötü.
Çünkü yoksun.
Hissetmek yetmiyor bazen,
Kırılıyorum, yaralanıyorum kendi kendimi onarıyorum.
Daha sağlam ama inançsız, sevgisiz.
Seni çok arıyorum be ..
İç çekiyorum derin derin..
İçimdeki yumru hiç çözülmüyo büyüyo işte böyle
Benimle, sensizlikle, özlemle..
Şu içimi kimse bilemez artık ..
Ne yazabilirim, ne anlatabilirim..
Bu dert var ya Allah düşman başına vermesin..
Yanarsın, kanarsında kimsenin ruhu duymaz.
Gecenin bu vakti sana koşuşum;
‘Şimdi uzaklardasın, gönül hicranla doldu.
Hiç ayrılamam derken kavuşmak hayal oldu.’
Böyle oldu işte..
Kim derdi ki sen öleceksin…
Ah be ah..
‘neden ben ? ‘ dedikçe daha kötü şeylerle gelmiyor mu hayat bana, canıma kıyasım geliyor işte !
Neyse..
Şimdi sen uzaklardasın, evet gönlüm de hicranla doldu.
Ayrılmayı hiç düşünmesem de oldu.
Ama kavuşmak hayal değil..
Rabbime kalmış kaç nefes daha alacağım..
İşte orda olacak kavuşmamız..
Ben yine kollarında, dizlerinde..
Sen benim meleğim yanıbaşımda olacaksın..
Seni çok seviyorum..
İyi geceler..


04:50  13 şubat 2011

Seni Hatırlamak.

Seni hatırlamak..

Seni hatırlamak iyileşmek üzere olan bir yaranın kabuğunu kaldırıp,
O yarayı tekrar kanatmak gibi.
Bir şarkı duyar, seni hatırlarım, yaram tatlı tatlı kaşınır..
Dayanamam dalarım eski günlere boğulsam da yardım istemem..

Seni hatırlamak; gülmeye inat edip, ağlamak..
Seni hatırlamak; sevilmek varken, sevilmemeye razı olmak..
Seni hatırlamak; tüm gerçekleri reddedip bir yalana inanmak..
Seni hatırlamak; tedaviyi bırakıp ölüme yürümek..
Seni hatırlamak; uykuya dalmak gibi bir kabus için..
Seni hatırlamak; kanmak, kanamak..
Yaranın iyileşmesine izin vermemek..
O yar’dan armağan olan yaranın hep kanamasın istemek..
İzi kalsa daha çok acıtır diye unutmaktan korkmak..
Kısaca seni hatırlamak;  sağlığa zarar sevgilim..

Özetle HAYVAN

Nerden nasıl başlayacağımı bilemediğim bir yazı bu..
Ne kadar birikti her şey içimde kısa bi zaman diliminde..
Parmaklarımda derman kalmaz.
mAYIs..
Ayılar kış uykusundan uyandı.
Güzel günlerimizi mahvediyorlar.
Hayatımızın tadı olan ballar tükenmekte.
Canım bir hayli sıkkın.
Aslında hayvanları seven biriyim, eğer dünyada insan olarak gözükmeselerdi.
Başka bir gezegen istiyorum.
İçgüdülerimizle hareket edebileceğimiz.
Tamamen hayvanlar gibi.
Beynimizin bizi hayvanlaştırmasına fırsat vermeden.
Doğanın kurallarına uyarak.
Büyük balığın küçük balığı yediğinde adaletten şüphe duyamayacağımız bir gezegen.
Yalnızca bu ülkede yok çünkü, evrensel bir sorun beynin insanı hayvanlaştırması.
Kişneyen hayvanları sevmiyorum. Möleyenleri de.
Tam ortası olacak.
Ama nerde?
Sütten kesilince kendi hayatımı yaşayabileceğim bir hayvan olmak isterdim.
Mesela bir köpek yavrusu.
Sanırım şuan içinde bulunduğum durumdan daha çok utandırmazdı beni.
Sokaktaki sahipsiz köpek yavruları gibi- eskisi gibi ‘mutlu olamıyorum’  ARTIK !
Öyle sıkıldım ki.
Öyle bunaldım ki !
Birkaç milyar beyin havyanı var bu evrende.
Ne yazık ki bir kısmı dibimde.